Hüseyin Çırakman

 

Hüseyin Çırakman

Hüseyin Çırakman

Yaşamı ve Sanatı

1930 yılında Çorum'un Sungurlu ilçesi Körkü Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Antep, Maraş taraflarından Çorum'a göçmüş bir Türkmen aşiretinin üyelerinden Bektaş usta; annesi Şah Hatayi'nin ordusunda görev alan "Demirciler" soyundan Sultan Hanım'dır. Her iki aile de yüzyıllar öncesinden, Türkmen ulularından Şah İbrahim Veli Ocağı'na bağlanmışlardır. Bektaş ve Sultan Çırakman'ın üç çocuğu olur: Elif, Hüseyin ve Hasan...

Az bir toprağa sahip olan Çırakman ailesi geçimini dahi zor temin ettiğinden çocuklarını okutamazlar. Zaten köylerinde okul da yoktur. Buna rağmen kardeşler bir yolunu bulup okuma-yazmayı öğrenirler. Evin büyük oğlu, ortanca kardeş Hüseyin Çırakman konuyla ilgili deneyimini şöyle anlatır: "Okul çağına geldiğimde köyümüzde okul yoktu. Babam da uzak köylerdeki okullara beni yollamadı. Bu nedenle okula gidemedim. Okuma arzusu içimde yer etmişti. Bu hevesimi gerçekleştirmek için köyde okuma-yazma bilenlerden Abidin Ağa derler bir büyüğümüz vardı. Ondan okuma-yazmayı öğrendim. Köyde küllükte, çöplükte bulduğum kağıtları temizleyip okurdum. Daha sonra elime geçen bütün kitapları okumaya başladım. Dışarıdan sınavlara girerek ilkokul diploması aldım..."

Çırakman ailesinin müzik yeteneği babadan gelir. Bektaş Çırakman saz
çalmamasına rağmen usta malı deyişleri, duvazları, güzel sesi sayesinde başarıyla seslendiren bir yerel sanatçıdır. Hüseyin Çırakman yöresinin türkülerini ve Alevi-Bektaşi öğretisinin ses kültürünü babasından dinleyerek öğrenir. İlk saz dersini köyün ileri gelenlerinden biri olan Nesimi Ağa'dan alır. Daha soma saz ile ilgili detayları öğrenmesi için Şah İbrahim Ocağı dedeleri Çırakman'a yardımcı olurlar. On beş yaşına geldiğinde babasının hediye ettiği sazıyla düğünlerde, toplantılarda çalıp söyler. Zaman zaman katıldığı köy cemlerinde de usta malı deyişleri seslendirir.

Şiir yazmaya da bu yaşlarda başlar. Askerlik dönüşü köyüne geldiğinde "nişanlın öldü" denilir Çırakman'a. Gönlündeki sevgi, çoşku, muhabbet iç dünyasından çıkar, şiir olarak dökülür kağıda... Bir süre sonra Şekerhacılı köyünden Gürcü Hanım'la evlenir. Köyde yaşamak zordur. Dört çocuğu olmuştur. Geçim sıkıntısı çeker. Elinde mesleği de yoktur Çırakman'ın. 1955 yılından itibaren destan bastırıp satmaya başlar. Çorum, Alaca, Sungurlu, Zile, Tokat, Amasya, Düzce, Hendek, Adapazarı, İstanbul'a kadar uzanır yolu destan satmakla...

Destanlarında daha çok doğal ve sosyal olayları ele alır: "Afet", "kıtlık", "tufan" gibi konulardan, Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesine kadar çok çeşitli konular işlenir destanlarında. 0 günün parasıyla 25 kuruşa sattığı bu destanlarla geçimini beş yıl boyunca sürdürür.

Artık yaşam koşulları iyice aman vermez Çırakman'a. Çocuklarını okutup iş sahibi yapmak ve daha iyi bit hayata duyulan özlemle 1963 yılında Ankara'ya ailesiyle göç eder. Mamak semtinde tanışlarının yanında bir gecekondu yapar. Aşıklık mesleğine artık büyük kentte devam edecektir. Ancak işler yolunda gitmez. Bir işe girmek ister ama "torpil" bulamaz. Hiç bir siyasi partinin "adamı"da değildir. Kendi deyimiyle "hiç bir zaman bir partinin borazanı" olmamıştır. Pek çok kuruma başvurduysa da hiçbirinden sonuç alamaz. Sonunda o yıllarda TRT Genel Müdürü Adnan Öztırak'a bir şiir yazar ve gönderir:

Leylek gibi erken uçtuk
İşsiz kaldık biz efendim
Ne yapacam bilmem şaştık
İşsiz kaldık biz efendim

Yok dikili bir ağacım
Sanki herşeye muhtacım
Çoluk çocuk ben de açım
İşsiz kaldık biz efendim

Çırakman otuzbeş yaşım
Darma ah a zarda işim
Torpilsiz bir vatandaşım
İşsiz kaldık biz efendim

Bu şiirden etkilenen Öztırak, Çırakman'ı TRT'nin "Hizmetli" kadrosuna işe alır. Tam 3.5 ay çalışır Çırakman TRT'de. Aklı hep aşıklık mesleğindedir... 0 sırada Ali İzzet Özkan gelir yanma. "İstanbul'da konser var, gel seni de götüreyim" deyince Çırakman'a, durur mu Çırakman... Hemen eşyalarını toplar düşer Ali İzzet'in arkasından İstanbul yollarına... Tabii işten ayrılır; o günden sonra devlet dairesinde hiç çalışmaz. 0 konser senin, bu toplantı benim dolaşır, durur. Sadece, âşıklıktan kazandığı parayla ailesinin geçimini sağlamaktadır. Bu arada iki çocuğu daha olur. Büyük oğlu Satılmış'tan sonra, Mahmut, Bektaş, Ferhat, Sönmez ve kızı Sevgi dünyaya gelir.

Aşıklık mesleği sayesinde Türkiye'yi karış karış dolaşır. Almanya, Fransa, Yugoslavya, İsviçre'ye konserler vermek üzere davet edilir. Onlarca "türkü sanatçısı" yüzlerce "halk ozanıyla" tanışır bu dönemde. Kendi deyimiyle "çemberi yarmış" pek çok halk ozanıyla birlikte olur. Özellikle, Aşık Veysel, Ali İzzet Özkan, Davut Sulari, Muhlis Akarsu, Neşet Ertaş, Feyzullah Çınar, Mahsuni Şerif, Mahmut Erdal bunlardan yalnızca birkaçıdır.

1970'li yıllar gelip çatmıştır. Ülkede kan, gözyaşı, siyasi kutuplaşmalar doruk noktadadır. Bu dönemde ülke aydınıyla aynı safta fıkir mücadelesine katılan aşıklar toplum tarafından benimsenmekte, onların sözleri geniş halk kitleleri tarafından dikkate alınmaktadır. O yıllarda Alevi-Bektaşi toplumuna üye olan aşıkların daha çok "sol" dünya görüşünde yoğunlaşmaları, bu aşıkların (gelenekte de var olan) ezilenin, yoksulun, horlananın yanında yer alması tutumunu da doğal olarak beraberinde getirmiştir. İşte Hüseyin Çırakman da bu perspektiften yaşama bakan ve o dönemi bu pencereden izleyen bir aşıktır. Ona göre; "Ozanlar toplumun dünya görüşünü, değer ölçülerini, mutluluk ve sıkıntılarını halkın anlayacağı bir dil ve üslupla ifade ederler. Bir bakıma ozanlar halkın dili, kulağı ve gözü gibidirler."

Bu düşünceden hareketle "halk ozanları arasındaki dayanışmayı arttırmak" ve toplumu bu doğrultuda "aydınlatmak" üzere, sekiz ozan arkadaşlarıyla birlikte Ankara'da Halk Ozanları Kültür Derneği'ni kurar (1974). Amacı, halkı kaderci toplum olmaktan kurtarmaktır. Ozan arkadaşlarına; "işledikleri konularda `kader', `alın yazısı', `felek' gibi kavramların olmaması gerektiği düşüncesini verir. Ancak bu şekilde "Çağdaş ozan" olunabileceğini düşünmektedir. Bir halk ozanı olarak toplumsal sorumluluk hisseder Çırakman... Arkadaşlarına verdiği öğütleri kendisi de tutar ve deyişlerinde sürekli bunları dile getirir.

1970'li yıllar "Toplumcu ozanlık" akımının revaçta olduğu yıllardır. Halkın "açlığını", "yoksulluğunu", "geri bırakılmışlığını" deyişlerinde işleyen İhsani,Kul Ahmet, Sulari, Nesimi gibi ozanların kervanına Çırakman da katılır. Şiirlerinde bazen insanlığa yumuşak bir dine sitem eder:

Odun yok kömüryok param kalmadı
Halimizi birgel de gör insanlık
Ölmek istiyorum çarem kalmadı
Halimizi bir gel de gör insanlık

Bazen, içine kapanır ve kendi kendisiyle yoksullugunu söyleşir:

Boğazımdan aşmaz ekmeğin yavan
İnek süt vermiyor katığım soğan
Acep nasıl yaşıyor bizlerden doğan
Gülmesem bir türlü gülsem bir türlü

Bazen de haksızlığı, yoksulluğu, vurgunculuğu ağır dille eleştirir:

Namuzsuzlar dalmış halkın içine
Herbiri bir yandan yaralıyorlar
Kişi onurunu insan hakkını
Bir kaplan misali paralıyorlar

Bir başka deyiş ise:

Sömürü düzeni giremez idi
Karşımıza ayak diremez idi
Vurgunculuk hüküm süremez idi
Tutup birer birer yolmak isterdim

Yaşam mücadelesi sürüp giderken 1980 yılı gelip çatmıştır. Çırakman, şiirinlerinde işlediği temaların siyasi bir söylem içerdiği gerekçesiyle tutuklanır. Üç oğlu da kendisiyle birlikte hapistedir. 1.5 ay hapiste kalır. Oğulları ise birkaç ay yatıp çıkarlar.

Tüm bu olanlar yıldırmaz Çırakman'ı. Yine yazmaya, çalıp söylemeye devam eder. "Doğruluktan", "dürüstlükten", "ilericilikten" ödün vermez. Yobazlığa, gericiliğe daima karşı durur. Zaman zaman da "sol" dünya görüşünün söylemleri ağır basar. Örneğin yakın arkadaşlarından Aşık Ayhani'nin:

Eğer aslımı sorarsan
Her devirde devrimciyiz

gibi radikal söylemli deyişleri, kasetlerinde söylemekten çekinmez.

Bununla birlikte birleştirici, bütünleştirici, yapıcı bir yönü de vardır şiirlerinin:

Bırak düşmanlığı, kini, nefreti
Sevgi denizinde birlik olalım
Kulun terbiyesi gönüller fethi
Sevgi denizinde birlik olalım

Çırakman'ın hiç taviz vermediği bir başka düşüncesi de Atatürk devrimleridir.
Biz her zaman izindeyiz Ata'nın
Bütünlüğünü savunuruz vatanın
Haksızlıkla haram lokma yutanın
Hesabını sorabilsek ne mutlu

Bir başka şiirinde:

Hisse alın Çırakman'ın sözünden
Zerre kaçmaz ariflerin gözünden
Kemal Atatürk'ün aydın izinden
Bugün bize hoş geldiniz erenler

Hüseyin Çırakman yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız "toplumcu ozan" kimliğinin yanında, şiirlerini pastoral ve romantik unsurlarla bezeyen bir aşıktır. Bıkmak, usanmak bilmedin azimle, felsefe, tarih, tasavvuf, edebiyat kitapları okur. Böylelikle eski aşıkların deyişlerindeki edebi kimliği ve anlam birikimini günümüzün anlatımıyla tekrar gündeme getirir.

Şiir söylemekten çok yazmayı tercih eden bir aşıktır Çırakman... Ancak şiir yazma öncesinde, bir hazırlanma evresi veya şür tasarımının yapıldığı bir dönem vardır. Tamamıyle düşünce boyutundaki bu ön evrenin ardından kalemi kağıdı alır eline ve yazmaya başlar. Eklemesi ve değiştirmesi gereken yerleri sonradan düzeltir. Şiirlerini daha çok hece veznesiyle ve dörtlük biçiminde yazmaktadır. 8'li ve 11'li hece ölçüsünü tercih eder. Şiirlerinin biçimsel yapısında kendince bazı arayışlara girmiştir:

a/a/a uyaklı üç dizeye bazen ikili bazen üçlü, bazen de daha karmaşık bağlantılar ekleyerek şiir ve müzik cümlesinde özgün buluşlar yapar. Böylelikle şiirlerine (ezgilendirnıemiş olsa dahi, şiirin iç ahenginden kaynaklanan) müzikal bir söyleyiş kazandırır.

Şiirlerinin ezgilendirilmesine gelince: Doğaçlama söyleyen bir aşık olmadığından, yazdığı deyişlerini bir süre bekletir ve "müziklendirme" işini zamana bırakır. Bununla birlikte "deyişlerin daha etkili olması, sevilmesi, akılda kalması için müziklendirmenin gerekli olduğunu vurgular; ancak "her şiirin mutlaka bir ezgisinin olmasının da söz konusu olmadığını" belirtir.

Halk ezgilerinin de usta bir yorumcusudur Çırakman. Özellikle bozlakları severek çalar ve okur. Kendisine ait "Bozlakları" da vardır ki bunlar Çorum ve yöresinin "Bozlak" ezgilerinin kalıpları içinde yer alan orijinal örneklerdir.

 
Bu sitedeki içeriğin ve yazıların tüm hakları Güven Saz Evi'ne aittir.